Ben olsaydım ebeni öperdim senin!

Ben olsaydım ebeni öperdim senin!

Milli Gazeteyazarı Adnan Öksüz'den çarpıcı bir yazı...


12 Ocak 2014 00:01
font boyutu küçülsün büyüsün


Olay TBMM Başkanvekili AKP’li Sadık Yakut’un makamında vuku buluyor. 

TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, Güney Koreli parlamenterleri kabulü öncesinde gazetecilerle “küçük” diyaloglara giriyor. 
Gazeteciler de durumdan istifadeyle Yakut’a gündeme ilişkin sorular sormak istiyor. 
Ancak Sadık bey önce esprili bir dille sorulara cevap vermek istemediğini ifade ediyor ve önündeki mikrofonu da kapatıyor.  
İşte asıl olay burada patlıyor; 
Bir parlamento muhabiri Sadık Yakut’a “Savcının ne yapması gerektiğini bilen bir insansınız. Siz olsaydınız ne yapardınız? Muammer Akkaş gibi mi davranırdınız?” şeklinde bir soru sormaz mı? 
Sadık bey hem Kayserilidir hem de kurt bir politikacıdır; 
Parlamento muhabirinin bu sorusuna gülerek, “Ben olsaydım ebeni öperdim senin!” şeklinde cevap veriyor. 
Gazetecilerin kimi kahkahayı patlatıyor, kimi bozuluyor ama renk vermiyor.
Sonuç mu?
Sahne, Sadık beyin arzu ettiği gibi sonuçlanıyor;
Yani, olay orada kapanıyor. 
Yani, hiçbir şey dememiş oluyor.

 
Karanlıkta parlayan ateş!
Gazetecilerin politikacı-bürokratlarla ilişkileri esasen “bıçak sırtı“ gibidir. Ne tarafını çevirsen “keser”. Her iki taraf da dikkatli olmalı… 
O kadar çok örnek var ki…
28 Şubat sürecinin en civcivli günleri…
Refahyol’dan sonra karanlık, karamsar, ne olacağı belirsiz günler…
Havuz sisteminin bozulduğu, denk bütçenin içine edildiği, faizlerin fırladığı, kimilerinin devlet sırtından zengin olmak için avuçlarını kaşıdığı-okşadığı günler…
İşte tam da o günlerde Kızılay’ın göbeğinde, eski Başbakanlık binasının tüm ışıkları yanmaktadır. 
Tıpkı, “Genelkurmay ışıkları” gibi!
Hayırdır inşallah!
Eski Başbakanlık Binası Ankara’nın tam da göbeğinde olduğu için, bu olağanüstü toplantının gizli kalması gibi bir ihtimal “sıfır”dır. 
Gecenin ilerleyen saatlerinde birkaç meraklı gazeteci toplantının sonucunu beklemektedir. 
Ve nihayet…
Başbakanın, Bakanların giriş yaptığı o sarı kaplamalı kapının hemen solunda bulunan “döner” kapıdan ekonomi alanında görevli bir üst düzey bürokrat çıkış yapar..
Elinde siyah renkli James Bond bir çanta vardır…
Ortalıklarda bir tek gazeteci kalmıştır. 
Başbakanlık kapısında saatlerce beklemekten ayaklarına kara sular inen o gazeteci, koşar adımlarla ve de bir başka iştiyakla o yüksek bürokrata ulaşır ve ses alma cihazını neredeyse ağzının içine sokarcasına uzatır;
- Ne görüştünüz, ne konuştunuz? Ne kararlar alındı? Ekonomi alanında hangi yeni uygulamalar hayata geçirilecek? Anlatır mısınız? 
Yüksek bürokrat dilinin döndüğünce toplantıda yaşananları aktarır. 
Fakat döner kapıdan çıktıktan sonra o gazeteci ile karşılaşmasını hiç unutamaz, o üst düzey bürokrat. 
Yıllar sonra o sahneyi kendi zaviyesinden şöyle anlatır:
“O gün Başbakanlıktan çıktım. Bir de baktım ki kırmızı bir nokta bana doğru koşar adımlarla ilerliyor. Önce çok korktum ve de tırstım. Şöyle birkaç adım geri çekildim, önce. Fakat gerçeği sonra anladım. Hava karanlıktı, bana doğru gelen oldukça esmer ve de koyu renk elbise giyinen bir gazeteci imiş. Ve de ağzında sigara. Hava karanlık, gazeteci esmer, ağzında da sigara olunca o an boşlukta sadece kırmızı bir nokta gördüm, bana doğru gelen…”
Güler misin, ağlar mısın?
 
Mahrem bilgiler sızınca…
Yıl, 1981…
12 Eylül askeri darbesinden hemen sonraki yıllar…
TBMM lağvedilmiş yerine 180 kişiden oluşan Danışma Meclisi kurulmuştu. 
Askeri yönetim kendi mantalitesine göre, her ilden temsilci seçerek böyle bir Meclis oluşturmuştu. 
Dönemin Gelirler Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Pamak da Çanakkale’den Danışma Meclisi üyesi olarak görev yapar…
Mehmet Pamak inançlı, muhafazakar bir isimdir ve askerler de bunun farkındadır. 
Danışma Meclisi’nin bazı toplantılarında konuşulanlar ertesi gün sağ kesimdeki bazı gazetelerin köşe yazılarında yer alınca, dönemin en kudretli ismi Kenan Evren işkillenir. 
Kenan Paşa, Mehmet Pamak’tan kuşkulanır. 
Bilgileri Pamak’ın sızdırdığına hükmeder.
“Pamak’ı o toplantılara artık almayın!” talimatı verir. 
Fakat daha sonra ilginç bir şey olur;
Mehmet Pamak’ın katılmadığı toplantıların kriptoları da aynı gazetenin aynı köşesinde yayınlanır. 
Haydaaa! Kenan Evren iyice şaşırmıştır. 
Burada Evren Paşa şu dersi alır; 
2 kişi arasında konuşulan artık “sır” olmaktan çıkmıştır. 
Evren Paşa şu dersi de alır; “Gazeteci ile uğraşılmaz. Gazeteci bir yolunu bulur ve istediği bilgiye bir şekilde ulaşır.”
 
Ecevit’e “Öcalan kaçtı” şakası
Meslektaşım ve Ankara Basın Yayın’dan sınıf arkadaşım olan Erhan Seven’in “0002 Plakalı Günler” adıyla yazdığı politik hatıralardan oluşan kitabında da son derece ilginç anekdotlar var. 
14 yıl boyunca Başbakanlık muhabirliği yapan Erhan, 5 başbakan, 7 hükümet gördü. 
Şu anda Akşam Gazetesi’nde gazeteciliğini sürdüren Erhan Seven’in kitabında yer verdiği bir anısına göre, Başbakan Bülent Ecevit’e Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının ardından “Öcalan kaçtı” şakası yapılmış. 
Seven’in kitabında ayrıntılarıyla anlattığı olay şöyle gerçekleşmiş: 
“Ecevit’in başbakanlığı döneminde Öcalan’ın yakalanıp Türkiye’ye getirilmesiyle birlikte Türkiye gündemi de uzun süre bu olaya kilitlenmişti. Öcalan’ın yakalanmasından bir buçuk ay sonra 1 Nisan günü sabahında Başbakanlık önünde Ecevit’i bekleyen gazetecilerden Petek Us, Ecevit’i görünce yanına yaklaşıp “Öcalan hapishaneden kaçmış, duydunuz mu? Bu konuda ne söyleyeceksiniz?” deyince kendilerinin de büyük bir şaşkınlık yaşadıklarını anlatan Seven “Hem sözü tam olarak duyamayan, duyduğu kadarıyla da Öcalan’ın kaçması gibi korkunç bir olay olduğunu fark eden Başbakan Ecevit, hemen arkasına dönerek yardımcısı Hüsamettin Özkan’a “Ne diyor arkadaşlar?” dedi. 
Hüsamettin Özkan hemen müdahale etti ve “Herhalde 1 Nisan şakası yapıyorlar efendim.” dedi. Bunun üzerine biz de gazeteciler olarak 1 Nisan şakası olduğunu söyledik ve Ecevit de açıkçası hiç fazla gülümsemeden merdivenleri çıkarak Başbakanlık binasına girdi.”
***
Böyle anekdotlar o kadar fazla ki…
Benim politikacılara tavsiyem şu; Gazetecilerle ilişkilerinizde her daim dikkatli olun. Her sırrınızı paylaşmayın ama kaçmayın da…
“Bu nasıl olacak, peki?” dediğinizi duyar gibiyim.
O da sizin maharetinize kalmış…
NOT: Bugün 12 Ocak 2014 Pazar... 1) İşte geldi 2014… Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011 seçimleri öncesinde yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi, sınıfta kaldı, çuvalladı. 2) Yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları, 28 Şubat darbesi döneminde kapatıldı. “Vakıf” olan bu yurtların asıl sahiplerine iadesi noktasında şu ana kadar “tık” yok. Dubakali n’olacak? Takipçisiyiz…

ADNAN ÖKSÜZ

Milli Gazete 








Bu haber 670 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar


  Henüz yorum yapılmamış






http://www.milligazete.com.tr/images/logo.png http://www.milligazete.com.tr Milli Gazete Son Dakika RSS Haber Servisi

Anket

Ahmet Davutoğlu AK Parti'ye lider olabilecek mi?
  • Evet, olur
  • Hayır, olamaz
  • Biraz zor
  • Bir seçim yaşamalı
  • Erdoğan varken imkansız
  • 2015 seçiminden sonra
  • İcraatlarına bağlı
  • Reformlarını görelim sonra
  • Karizmatik olunmaz doğulur
  • Fikrim yok

En Çok Okunanlar