RASİM ÖZDENÖREN İLE ÇOK İŞİMİZ VAR -ÖZEL

RASİM ÖZDENÖREN İLE ÇOK İŞİMİZ VAR -ÖZEL

Haberdemeti.com Yazarı İbrahim Sancak'ın kaleminden...


28 Ocak 2013 14:40
font boyutu küçülsün büyüsün



Bir konunun esasına dair bir fikrimiz olmalı, temel konularda ise bir “telakkimiz”… Esasına dair fikir sahibi olmadığımız, kafa patlatmadığımız, fikir çilesi çekmediğimiz bir mevzunun, müştaklarını, tezahürlerini, neticelerini, eserlerini konuşmak, konuşmaya çalışmak, bunları yaparken de iddialı olmak çok ciddi bir problem. Misal, İslam’ın sanat telakkisi ile ilgili hiçbir temel tefekkür çabasına girmeden, kuşatıcı bir fikir imal etmeden, muayyen bir çerçeve oluşturmadan, tezahürlerine dair beyanda bulunmak, esas itibariyle tefekkür değil olsa olsa gevezeliktir. Sanat telakkisi yoksa, şiir telakkisi (poetika) yoktur, şiir telakkisi yoksa, herhangi bir şiir hakkında söylenebilecek ne olabilir ki?

Silsile belli, önce İslam’ın yekununu en azından tefekkür alanında anlamak, sonra ona dair temel meseleler ile ilgili telakkilere sahip olmak, sonra her mevzuun eserlerini, o mevzuun oluşturduğu havzada (veya çerçevede) vermek ve değerlendirmek… Türkiye’de İslam’ın sanat telakkisini (tabii ki her konudaki temel anlayışını) anlamak, anlamak için çabalamak gibi bir gayret yok, buna mukabil her konuda İslam ile ilgili fikir(!) beyan etmek moda…

Temel meseleler tarassut edilse görülür ki, en zor, en girift, en muhataralı olanı sanattır. Sanat, tabiatı  gereği çerçeveye alınması, nizami bir izaha kavuşturulması, terkip ve bütünlüğün yakalanması zor olan konuların başında gelir. Fikir, ilim, sanat üçlemesinde, sanat, fikir ve ilmin vuzuhuna hiçbir zaman sahip olmamış, sarahat çabaları daima akim kalmış, terkip teşebbüslerini yolda bırakmıştır. Mevzuun tabiatındaki giriftlik, ya meseleyle ilgilenilmesine engel olmuş veya sanatı düpedüz hoyratlık alanı haline getirmiştir.

Gerçekten sanat alanında tökezlemeyen, diğer alanlardaki gibi nefs emniyetini muhafaza eden insan nadir çıkmıştır. Bunlar tabii ki hassasiyet sahibi insanlardır. Bir de idrak ve hassasiyetleri zayıf veya kör olan insanlar vardır ki, sanat gibi bir meselede ıslık  çalarak çalım satar, hoyrat şekilde nutuk atar, böylece hassasiyet sahiplerine fiyaka yaparlar. Sanatın kıymeti ve tesiri hatırlanırsa, itibar sahibi olmanın kısa yolu olarak gördükleri bu sahada, mutlaka varolmak ve varlığını göstermek için bir şeyler yapmak, bir şeyler söylemek için çırpınırlar. 

Müslümanların idrak zafiyetinin en ağır ve derin şekilde görüldüğü sanat alanı, tefekkür sahalarında bile patinaj yapan müelliflerin, çerçeve dışına çıkması için mayınlı tarladır. Mayınlı tarlada (girift mevzuda) mesafe almak için olmadık komik hareketler yapmayı, sözler söylemeyi, eserler vermeyi, tarlanın mayınla döşenmiş (mevzuun girift) olmasına bağlarlar. Mevzuun girift ve zor olduğu doğrudur, bu sebeple de garip ve anlamsız hareket ve beyanlarının sebebi ve açıklaması olarak ileri sürdükleri saçmalıklar, meşruiyet kazanır. En azından böyle olduğuna inanırlar, bu inançları da bir müddet sonra derinleşir. Fasit dairede debelenen bu tür idrak fukaraları, saçmalıklarla inançlarını harmanlamaya başladıklarını bile farketmeyecek bir zihni ve kalbi dünyaya savrulur.

*

Batıda felsefe ile sanat baştan beri çatışma halindeydi ama felsefe diriyken sanat, en azından bir anlayışa sahipti. Batı felsefeyi kaybettikten, felsefi krize girdikten sonra sanatın ipini üzerine bıraktı. Sanat ise bu hali asırlardan beri arıyordu ve bulduğu fırsatı “mutlak hürriyet” olarak kabul etti. Önceleri de en geniş hürriyete sahip olan sanat ve sanatçılardı  ama felsefe havlu attıktan sonra sanat çıldırdı, hiçbir sınır tanımadı, belli belirsiz de olsa hiçbir çerçeve kabul etmedi, bir daha asla felsefi derinliğe uzanan bir “anlayış” sahibi olmadı. Bakmayın siz “yeni akımlar” filan diye ortalıkta salınanlara…

Sanatın ve sanatçının batıdaki hürriyetini, sanat yapmak için şart zanneden günümüzün fikir garibanı  Müslümanları, Müslüman sanatçılar için hoyrat şekilde hürriyet alanı açmaya başladı. İslam’ın sanat telakkisinden bihaber, bu konuda üç beş saat beyin çatlatmamış veya fikir imal edememiş müellifler, sanatın ve sanatçının hürriyete ihtiyacı olduğunu, aksi takdirde sanatçı çıkmayacağını, sanat faaliyetinin gerçekleştirilemeyeceğini, izahsız bir cesaretle konuşmaya başladılar. İdrak çatlatan, akl-ı selimi isyan ettiren, hassasiyeti imha eden bu tavır, hızla yaygınlaşıyor.

*

İslam’ın insan şahsiyetini inşa ettiği üç temel sütun; kalb-i selim, zevk-i selim ve akl-ı selim, aynı zamanda medeniyetin üzerine inşa edildiği temel üç sahayı göstermez mi? İslam’ın sanat telakkisi, zevk-i selimden süzülüp çıkarılmıyor muydu? Selim kalpte mayalanan, selim zevkte muhteva nizamı tesis edilen, selim akıl tarafından şekli ve sureti örülen esere sanat eseri demiyor muyduk? Müslüman sanatçı, selim kalpte ikamet eden ruhun sanat istidatlarıyla keşfettiği manayı, selim zevkiyle yoğurarak zarafet ve asalet katıp, selim aklına teslim eden, selim aklıyla da muhtevayı zedelemeden, örselemeden, sağını solunu kırmadan, harikulade bir suret tertibi içinde inşa eden kişi değil miydi?

Tamam, sanat, aklın kaidevi (normatif) nizamının üstünde, ötesinde bir tertip ister. Aklın müşahhas ve net kaidelerinden sanat çıkmaz, zaten tam da bu sebeple İslam İrfanı akl-ı selimi inşa etmemiş miydi? Tabii ki şiir, hece tertibinden ibaret değildi, hece tertibi aklın altından kalkabileceği bir işti, bu sebeple birçok fikir adamı bir türlü şair olamıyordu. Fakat bu durum, şiirin nizami cihetini iptal mi etmeliydi, yoksa şiir, aklın üstünde bir nizam arayışı mıydı? Nizamı sadece akla hasretmek ne zamandan beri Müslümanların tefekkür istinatgahı oldu? Kalb-i selim ve zevk-i selim (hatta akl-ı selim) dediğimizde, aslında şekil nizamından değil, “mana nizamından” bahsetmiyor muyduk? Akıl üstü bir ruhi nizam aramayı ne zaman bıraktık da, bizim haberimiz olmadı?

Bizim her şeyimiz baştan sonra nizamdı. Ruhi nizamı  yani muhteva nizamını kaybettiğimizden beri “kuru akılcıların”  sığ idraklerine kaldık. Tabii ki Kur’an-ı Kerim’i mealinden okuyup, ona Kur’an-ı Kerim muamelesi yapanlardan sanat şaheserleri beklenmez ama Allah aşkına, musikisini dinlediğimiz, mimarisini seyrettiğimiz, edebiyatını ve şiirini hala okuduğumuz İslam İrfan havzasının sanat şahikalarındaki “deruni nizamı” ne zaman unuttuk?

Sanat, bizim için, “saf ruhi idrakin”, meçhul alemde keşfettiği mana demetini, selim kalpte yoğurarak hissedilir hale getirmesi, selim zevkle işleyerek zarafet katması, selim akılla örerek suret inşa etmesi değil midir? Meçhulü fethin anahtarı vahiy, yolu sünnet, usulü edep, teminatı hassasiyet, ufku ise şeriat değil midir?

Sanata en uzak hal hoyratlık ve kabalık olmasına rağmen, bugünün sanatı ve sanatkarlığı hoyratlığı şiar, kabalığı tavır edindi. Rasim Özdenören’in 27.01.2013 tarihli, “Cazın Irmakları Ya da Ritim ve Melodi” başlıklı yazısı, İslam’ın sanat ile ilgili tüm telakkilerini tepeleyen, anlayış ve hassasiyeti yıkan, idrak ve inceliği reddeden bir beyanname (manifesto) mahiyeti taşıyor.

Özdenören yazısında, Cahit Koytak’ın bir mülakatından şu iktibası yapıyor; “… iddia ediyorum ki caz, Allah'ın da kullandığı bir müzik türü.” Ve hızını alamayan Cahit Koytak’ın aynı paragrafta söylediği şu ifadeyi; “Bizi kullanıyor, tren sesini kullanıyor, göklerin sesini kullanıyor, yağmurun, bulutların sesini kullanıyor ve bir doğaçlama yapıyor.”

Yanlış anlaşılmasın, Özdenören bu ifadeleri tenkit etmiyor aksine övüyor ve tavsiye ediyor. Zevk-i Selimin ikrah edeceği, akl-ı selimin reddedeceği, hassasiyetin isyan edeceği bu ifadeler, anlaşılmadığı zahir olan İslam sanat telakkisi içine alınıyor ve okuyuculara tavsiye ediliyor. “Allah’ın kullandığı müzik türü” diyecek kadar haddini bilmez, “Allah’ın doğaçlama yaptığını” söyleyecek kadar idraksiz birinin, kendi sahasındaki hoyratlığını, Özdenören bir taraftan meşrulaştırıyor bir taraftan yayılmasına katkı sağlıyor. Bu yazıyı okuduğunda mutlaka yerinden zıplayacak ve “Her şeyi Allah yaratmadı mı?” diyerek bizi anlayışsızlıkla itham edecek olan Özdenören, binlerce alemdeki her zerreyi Allah’ın yarattığını bilen İrfan Ehlinin, en kerih şeylerin de yaratma fiiline konu olmasına rağmen, nezahet, nezaket, zarafet ve nihayet tenzih için, aksini söylememekle beraber onların bahsini etmediğini bilemeyecek hale gelmiş. Allah Azze ve Celle’nin yaratma fiili, tabii ki kendi şanına yakışır sanatkarlıkladır, bu çerçevede, en kerih varlık bile O’nun tarafından sanatkarane bir şekilde yaratılmıştır fakat İslam İrfanı buna rağmen, O’nun sonsuz kudretini ve yaratma fiilindeki sanatkarlığını, en nezih, en zarif, en güzel varlık ve vakıalar üzerinden anlar ve anlatır. Tevhid için her şeyi O’nun yarattığını beyan etmek mecburiyetinde olan İslam İrfanı, aynı zamanda tevhidi, tenzih ve tezyin ile ifade eder. Zevk-i Selim olmadan sanatkarlık iddiasının geldiği nokta Rasim Özdenören’in tavsiye ettiği Cahit Koytak’ın şu şiirinde misalini bulur;

“Caz nedir, caz? Söyleyeyim sana, babalık;

Ruha arka kapısından girmektir, caz;

Arka kapısından girmek

Balçığa üflenen tanrısallığa!”

Bu ne kabalık Allah’ım… Buna şiir demek, bunda bir güzellik ve zarafet bulmak, bunu edebiyat zannetmek nasıl mümkün olabilir? Tabii ki bundan ibaret değil, daha kötüsü, Tanrı dedikleri ilahın cehenneminden cennete adam kaçıracak kadar gözü dönmüş bir haddini bilmezin hezeyanlarını İslam sanat telakkisine teyit ettiriyor Özdenören…

“Caz nedir, caz?

Söyleyeyim sana, babalık;

Çete kurup adam kaçırmasıdır, müziğin,

Adam kaçırması cennete, cehennemden!

Ve göz yummasıdır Tanrı'nın da

Bu delikanlılığa.”

Sanat, edebiyat, şiir derken, bahsini ettikleri Tanrıyı, Olympos tanrıları mesabesine indiren, oradan ateşi  çalma cüretini ve başarısını gösteren bilmem kimle denkleştiren, tanrı hakkında bu kadar “kolay” konuşan, işlerine onu malzeme yapan bir kafa yapısını Rasim Özdenören şu ifadeleriyle teyit, takdir ve tavsiye ediyor,

“Müziğin sesinde Tanrı'nın sesini algılamak isteyenlere, ritmin ve melodinin künhüne vakıf olmak isteyenlere, üstelik bu derin duyumsamayı şiirin dilinden duymak ve kavramak isteyenlere, bu kitap onlara aradıklarından daha fazlasını vaat ediyor.”

Aman Allah’ım… Aman Allah’ım… 

İBRAHİM SANCAK








Bu haber 1,320 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar


  Henüz yorum yapılmamış






http://www.milligazete.com.tr/images/logo.png http://www.milligazete.com.tr Milli Gazete Son Dakika RSS Haber Servisi

Anket

Ahmet Davutoğlu AK Parti'ye lider olabilecek mi?
  • Evet, olur
  • Hayır, olamaz
  • Biraz zor
  • Bir seçim yaşamalı
  • Erdoğan varken imkansız
  • 2015 seçiminden sonra
  • İcraatlarına bağlı
  • Reformlarını görelim sonra
  • Karizmatik olunmaz doğulur
  • Fikrim yok

En Çok Okunanlar