Muhterem Tanık'tan oğluna duygusal satırlar...

Muhterem Tanık'tan oğluna duygusal satırlar...

Rotahaber.com yazarı Muhterem Tanık, zihinsel engelli oğlu Fatih'le geçirdiği anları kaleme aldı. İşte o duygusal satırlar...


21 Mayıs 2012 12:56
font boyutu küçülsün büyüsün


Rotahaber.com yazarı Muhterem Tanık, zihinsel engelli oğlu Fatih'le geçirdiği anları kaleme aldı. İşte o duygusal satırlar...

Oğlumun doğum günü, küçük dünyasında nice güzel yaşamaya

Her insanın başka başka hayatı var. Dünyaya gelmemizle başlar hayat yolculuğu. Benim oğlumun da her insan gibi, dünyaya gelmesiyle başladı hayat yolculuğu.
 
Oğlumla beraber çok zorlu bir hayata başladık. Zihinsel engelli olarak dünyaya "merhaba" diyen oğlumla çok zorlu yılları geride bıraktık.
 
Bugün oğlumun doğum günü.
Oğlumla ilgili bazı özel şeyler paylaşmak istedim.
 
Oğlumun adı Fatih.
Bizim için çok özel olan oğlumun evde de yeri bir başkadır.
Bizim en özelimizdir Fatih.
 
Hayatın mücadelesini bilmese de, hayatın sıkıntılarını bilmese de, yaşamak nedir bilmese de, ölümü anlamasa da onun kendine göre bir yaşama biçimi var.
 
Kendi dünyası var.
Kendi özeli, özellikleri var.
Her şeyden önemlisi kendine has duyguları var.
Çok duygusal, çok hassas, çok düzenli olmasının yanı sıra çok katı ve disiplinli. Her şeyin zamanında olmasını ister.
Düzenini kimsenin bozmasına izin vermez.
 
Evimizin gülen yüzüdür, sahibidir, koruyucusudur. Ve de aynı zamanda diktatörüdür.
Bizim için özeldir.
Bizlerin yapamadığı günlük düzen, Fatih'in hayat felsefesidir
 
Güne sabah saat 7'de başlar
İlk işi günlük gazetesini almak için aşağı iner. Biz eve günlük gazeteyi Fatih için alırız. Gazetesini kendince sayfaladıktan sonra, bilgisayarı açar.
 
Bilgisayarda çok sevdiği kamyon sitelerini gezer. Ardından yerel ve ulusal kanalları arar. Bunlar onun için en büyük işi ve düzenidir.
 
Saat 9'da kahvaltısını yapar, çayını içer. Bunların hazırlanması ne erken ne de geç olmalı. Kendi hazırlayamaz ama geciktiğinde de iğneli sözlere başlar.
 
Aslında çok iltifatkar biri olmasına rağmen en azını annesi olarak bana sonra da babasına yapar.
 
İltifatından en fazla ablası, kardeşi; sonra da kuzenleri ve dayı, amca, halası yani akrabaları nasiplenir.
 
Dahası dışarıda yabancılık çekmez. Önceliği her zaman bayanlaradır. Keyfi yerindeyse herkesle konuşur.  Konuşması her zaman iltifat dolu sözlerledir. 
 
Gün içinde TV'de baktığı programlar varsa ilk sıra onlarındır.
Takip ettiği program yoksa bilgisayarın başına geçer.
 
Saat 2'de kahve vaktidir.
Kahvesinin yanında kek ve saire bir şeyler mutlaka olmalı.
Saati şaşmaz. Kahvesini kendi hazırlar.
Biz evdeysek hazırlayıp bize de ikram eder. Sevdiği insanlarla vakit geçirmekten çok mutlu olur.
 
5'de akşam yemeğini yer.
Büyük bir intizamla özenle hazırlar. Tabii yemeklerini yapıyorum tabaklara koyuyorum "Oğlum hazır” dedikten sonra kendine kalan kısmı tepsiye koyup götürmek oluyor.
Yemeğini yerken çok mutludur.
Bu sırada sorulan hiçbir soruya cevap vermez.
“Neden cevap vermiyorsun” dendiğinde de “Yemek yiyorum yavrum der”. Her işlemin sonunda da ellerini, ağzını mutlaka yıkar.
Arından çayını içer.
Biz evdeysek bizimle içer, yoksa sevdiği poşet çaylarından kendine çay yapar.
 
Akşam saat 9 gibi sevdiği küçük sandviçler var, onlardan olursa dayanamaz, nazlanarak ama keyifle bunları yer.
10 ila 12 arsında yatar.
Sevdiği  birileri varsa 12'yi bulur yatması, ama işi yoksa, evde de dışarıdan kimse de bulunmuyorsa 10'dan itibaren gözden kaybolup yatağına çekilir.
 
Kendine göre bir sistemi var. Bambaşka bir dünyası var.
Daha önce dediğim gibi çok duygusaldır. Bazen bir söz söyler, herkesi şok ettiği gibi, bazen de, bir sözü insanın içini doldurur, gözler buğulanır. Küçücük şeylerden mutlu olduğu gibi, bir o kadar da hassastır.
 
Dayanamadığı, en çok korkup üzüldüğü ise benim hasta olmam.
Her türlü öfkesini bana yönelttiği gibi, benim üzülmemden ya da hasta olmamdan bir o kadar korkar, üzülür.
 
Kolay kolay diyemem "Bir yerim ağrıyor" diye.
Biraz uzanmış görse bir telaşla yanıma gelip “Anne bir şeyin mi var, yoksa hasta mısın?” derken hemen gözleri boncuk boncuk olur.
"Evet" desem hemen gözlerinden dökülecekler. Ağrım varsa da “Yok oğlum yoruldum biraz uzanayım” diye geçiştirmeye çalışırım.
"Tamam o zaman" der olabildiğince sessiz olur. Arada "Bir şey istiyor musun anne?" der tekrar hal hatır sorar sessizce gider.
 
Bir başkadır oğlum.
Bir başkadır dünyası.
Oğlum gibilerinin dışardan birilerinin anlaması kolay değil.
Ben oğluma baktığımda içindeki derinlikleri görürüm.
Bazen öyle oluyor ki sanki onunla aynı ruhu taşıyorum.
Bir başkadır oğlum gibilerinin dünyası.
 
En çok önem verdiği şeylerin başındadır özel günler.
Tabii hayatında öyle çok özel günü yok. Sadece yaş günü var.
Bu da onun çok özeli oluyor.
20 Mayıs oğlumun doğum günü.
 
Her yeni yıla bir iki ay kala sormaya başlar. “Yeni yıl takvimi gelmedi mi?” diye. Elimize geçer geçmez ilk işimiz hemen Fatih’e götürmek olur.
Orda ilk baktığı doğum günü olur.  20 Mayıs'ın hangi güne geldiğini öğrenir ve rahatlar.
Kardeşlerinin, babasının doğum günlerini, tarihlerini bilir. Takvimde o sayfalara işaret koyar.
Arada bir hatırlatır. Tabiî ki en çok da kendi doğum gününü hatırlatır.
 
Var yok bir doğum günü var. Onu da büyük bir heyecanla bekler.
Sevdiği herkese de hatırlatır.
Kendini doğum gününde aramalarını ister. Kendi de değer verdiklerini arar.
 
Aylar öncesinden pastasının yapılmasını garanti altına almak ister.
Hazır pasta yemez.
“Pastamı yaparsın değil mi anne” der. Ben de latife olsun diye “hayır yapamam” derim.
 
Olumsuz cevap aldığında, şööyle bir bakar “iyi” derken o öyle derindir ki anlamı, kalbi boşalmış gibi olur.
Yüzünü çevirirken “Tabiî ki oğlum” dediğimde o gözleri yine buğulanır.
 
“Anne ben o pastayı çok seviyorum” der.
Tek sevdiği pasta mozaik pastasıdır.
Evde yapılanı sever. Biz de kendine mozaik pastasını her yıl mutlaka yaparız.
Bu onun en mutlu olduğu anlardan biridir.
 
Pastasına bakarken bile “Of ne güzel görünüyorsun” diyerek kendi iştahını kabartır. Yerken bir de gözlerine bakacaksın. Kendinden geçer.
İşte o an onun içindeki mutluluğuna bakıyorum.
Kimseye belli etmeden bakıyorum.
 
İşte oğlumun tüm dünyası o andır.
Daha pastasını yerken bir sonraki yılın pastasının sözünü alır.
 
Ona göre dopdolu bir dünya. Bir işi yaparken dünyanın en zor, en önemli işini o yapıyor demektir.
 
Oğlumun dünyası bir başkadır.
Onlar ne büyük, ne de küçükler.
 
Benim özelim de çocuklarım, ailemdir.
Oğlumun yeri ailede hepimiz için farklıdır.
Bu da bizim mutluluğumuzdur elbet.
 
Bugün 20 Mayıs oğlumun doğum günü mutlu olsun istiyorum
O küçücük dünyası, hayatı huzurla mutlulukla geçsin istiyorum.
Küçük dünyasında nice güzel yaşamaya…

Muhterem TANIK / Rotahaber
muhterem@rotahaber.com








Bu haber 2,202 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar


  Henüz yorum yapılmamış






http://www.milligazete.com.tr/images/logo.png http://www.milligazete.com.tr Milli Gazete Son Dakika RSS Haber Servisi

Anket

Ahmet Davutoğlu AK Parti'ye lider olabilecek mi?
  • Evet, olur
  • Hayır, olamaz
  • Biraz zor
  • Bir seçim yaşamalı
  • Erdoğan varken imkansız
  • 2015 seçiminden sonra
  • İcraatlarına bağlı
  • Reformlarını görelim sonra
  • Karizmatik olunmaz doğulur
  • Fikrim yok

En Çok Okunanlar